11. Boyut ve Paralel Evrenler Kuramı

11. Boyut ve Paralel Evrenler Kuramı

Önceleri, tüm maddelerin ateş, su, toprak ve havanın farklı şekillerde karışımından oluştuğunu zannederdik… Sonra, tüm canlıların hücrelerden oluştuğunu öğrendik ve çok şaşırdık!… Dedik; “Maddenin en küçük yapı taşı insan bedenindeki hücrelere benzerler!..” Ama maddenin en küçük yapı taşının atomlar olduğunu öğrendiğimizde   (Atomların, maddenin en küçük yapı taşı zannettiğimiz zamanlar) şaşkınlığımız bir kat daha arttı!… 

“Herhalde bu sondur!.. Atomdan daha küçük bir şey yoktur !!…” dedik… Ama yanıldık!.. Atomu oluşturan parçacıkları keşfettik… Atomun bir merkezi olduğunu ve bu merkezin etrafında “elektronların” döndüğünü anladık… “Acaba maddeyi gerçekten tam olarak ne zaman tanımlamayı başaracağız?” derken! Nötronların, elektronların ve protonların da sınır olmadığını, onlardan daha da küçük parçacıkların olduğunu keşfettik ve onlara; “Atom altı parçacıklar” adını verdik. Buraya kadar her şey güzel gitti!

Sıradan atom modellemesi
Sıradan atom modellemesi

Atom altı parçacıklarEvreni, artık anlaya biliyorduk!… Artık evrendeki her şeyi, atomun bu yapısıyla açıklaya biliyorduk… Evrenin az çok nasıl oluştuğunu, maddenin nasıl oluştuğunu, karadelikleri… Kısacası, her şeyin atomlar sayesinde nasıl oluştuğunu açıklaya biliyorduk… En azından biz öyle zannediyorduk!… Maddeyi anladığımızı zannediyorduk!… Ama yanıldık!…

Sonra atom altı parçacıkların, bazen bir enerji gibi, bazen de bir dalga boyu gibi davrandıklarını öğrendik!.. Sonra, bu parçacıkların iki boyutlu olduğunu öğrendik. Derken, bu atom altı parçacıkların kütlelerinin olmadığını anladık!… Şaştık kaldık!… “Nasıl yani?” dedik durduk!

Nasıl olur da kütlesi olmayan bir parça, maddeyi oluşturabiliyordu? Oysa ki; bizler, maddenin var olabilmesi için mutlaka kütlesi olması gerektiğini düşünüyorduk!…Yani boşlukta yer kaplaması gerekiyordu! Ama ne ilginç ki atom altı parçacıkların bir çoğu boşlukta yer kaplamıyordu!  İşin daha da garibi, iki boyutlu bu parçacıklar nasıl oldu da üç boyutlu bir evren yaratabildi?  Bütün matematik formüllerimizi çöpe attık!… Anladık ki; sıradan matematik formülleri ile veya sıradan fizik kuralları ile evreni açıklayamayacağız!… Sonra, kuantum fiziğini icat ettik!… Matematik formüllerinin yetmediği yerde işin içine biraz felsefe kattık!… Ama işin içinden yine çıkamadık!…

Atom altı parçacıkların, maddenin en küçük yapı taşı olduğunu düşünerek matematik formüllerimizi baştan yazdık! Ama olmadı! Açıklayamıyorduk maddeyi!… Biz ne zaman bir formül yazsak bu formülü tamamen geçersiz kılacak bir şeyler yaşanıyordu!… Mesela biz; “Madde yoktan var olamaz!.. Var olan madde de yok olamaz!” diyorduk. Ama, sanki bize inat etmiş gibi bir madde bir anda yoktan var oluyordu! Dahası bu madde birden bire ortaya çıktığı gibi bir anda da ortadan kayboluyordu!.. Anlayamadık ve ona “Tanrı parçacığı!” dedik…

Tanrı Parçacığının gözlemlendiği Cern deneyi simülasyonu
Tanrı Parçacığının gözlemlendiği Cern deneyi simülasyonu

Sonra elektronlara baktık!.. Elektronlar, atomun etrafında belirli bir yörüngede dönmüyordu! Bazen, çekirdeğe yaklaşıyordu… Bazen çekirdekten uzaklaşıyordu… Hatta, bazen tamamen kaybolup, yörüngenin başka bir köşesinde yeniden ortaya çıkıyordu!… Hatta hatta bazen de iki farklı yerde aynı anda var olabiliyordu!… Ne sıradan fizik kuralları ne de kuantum fiziği bu durumu açıklayamadı…

Sonra evrene baktık!… Anladık ki; evren sürekli olarak, üstelik hızlanarak genişliyordu! Ama bir saniye! Evrenin genişlememesi lazımdı… Evrendeki tüm maddelerin evrene uygulayacağı çekim gücü nedeniyle tam tersi evrenin genişlemesinin çoktan durması, belki de çoktan içine çökmüş olması lazımdı!.. Bir şey vardı! Ne olduğunu bilmediğimiz!… Adına “karanlık madde” dedik!… “Karanlık madde” dememizin nedeni karanlık bir yapıda olmasından değildi! Onu gözlemleyemiyorduk, dokunamıyorduk, varlığını kanıtlayamıyorduk!… Bizim için görünmezdi! Yani; karanlıktı!  Ama matematik formüllerine göre en az evrenin %92’si bu maddeden oluşmak zorundaydı!… Açıklayamadık!… Daha neleri neleri açıklayamadık! Bunlar sadece bir kaç tane örnek!… Bu örneklerde olduğu gibi aklın ve mantığın kabul etmediği pek çok şey gördük!… Bir türlü bu gibi akıl ve mantık dışı bu tür olayları hiç açıklayamadık!… Acaba evren veya madde bizim zannettiğimiz kadar basit değil miydi?…

Karanlık madde
Karanlık madde, tahminen yukarıdaki görseldeki gibi evreni kuşatmaktadır…

Derken, ortaya “sicim kuramı” (Çeviri hatası sonucu Türkçe’ye ‘sicim kuramı’ olarak çevrilse de aslında bu kuramın asıl adı ‘Tel kuramı’dır.)adında daha önce hiç duymadığımız bir önerme sunan bir kuram ortaya çıktı… Atom altı parçacıklar bir son olmaya bilirdi… Belki de, evreni oluşturan atomları oluşturan atom altı parçacıkları, oluşturan başka parçalar da vardı… Bu kurama göre belki de insanlık var oldukça bir insanın  görmesi mümkün olmayacak kadar küçük teller vardı ve bu teller her şeyi  oluşturuyordu… o kadar küçüklerdi ki; eğer bir atomun bizim güneş sistemimiz kadar büyük olduğunu hayal ederseniz o halde bir sicim (tel), güneş sistemimiz içinde yer alan bir atom kadar olmalıydı!… İşte, bu kadar küçük bir madde…

Maddeyi oluşturan tellerin titremesi (Temsili Görsel)

Evet!… Bu kuram, evrenin minik, iki boyutlu tellerden oluştuğunu iddia ediyordu… Bu tellerin farklı şekillerde titreşimi ise; bildiğimiz anlamdaki maddeyi oluşturuyordu…Evren adeta müzik çalarak var olmuş olabilir miydi?  İlk başta bu kuram ortaya ilk çıktığında “Deli saçması!” denilerek pek dikkate alınmasa da zamanla taraftar bulmaya başladı… Çünkü; şaşılacak şekilde bu kuramla evreni açıklamaya çalışan matematik formüllerinin tamamı doğru çıkmaya başlamıştı… Kanıtlar, gözle görmemizi veya hangi teknolojiye sahip olursak olalım bu telleri görmemizi imkansız kılsa da evrenin gerçekten bu tellerden oluşabileceği fikri kabul görmeye başlamıştı… Zamanla sicim kuramının adı “Her şeyin teorisi” olarak değişmeye başladı… Çünkü; sicim kuramı, tam anlamıyla kanıtlandığında evrendeki her şeye bir açıklama getirebilecekti…

Evet artık matematik formülleri sayesinde bu tellerin varlığına inanmaya başladık. Üstelik formüller bize evrenin aslında tek parçadan oluşmuş olabileceğini söylüyordu!… Yani;  bu tellerin tamamı birbirine bağlıymış gibi görünüyordu… Peki ama biz bu bağların bir kısmını görebilirken bir kısmını  neden görmüyorduk veya neden algılayamıyorduk?

Sicim kuramının iddiasına göre; aslında evren tam olarak bizim algıladığımız gibi değil!… Aslında bizim evrenimiz  11 farklı boyuttan oluşmaktadır. Biz ise; bu 11 boyuttan sadece dört tanesini görebiliyoruz veya algılayabiliyoruz. Bu boyutlar yükseklik, genişlik ve derinlik olmak üzere gördüğümüz her şey yani evren, 3 boyut ve ve dördüncü boyut olan zamandır. Fakat diğer yedi boyutla alakalı hiç bir şey bilmiyoruz… Çünkü; sicimlerin (tellerin) farklı rezonanstaki titreşimlerini algılayamıyoruz!…  Diğer boyutlarda ise; sonsuz sayıdaki paralel evrenler iç içe geçmiş durumdadır… Ama bu paralel evrenler, bizim bildiğimiz anlamdaki paralel evrenler değiller!.. Paralel evren denince zihnimizde hemen evrenin dışında yer alan başka evrenler canlanır… Ancak gerçek paralel evrenler kuramına göre; tek bir evren vardır. O da bizim yaşadığımız evren ve bu evrenin içerisinde diğer yedi boyuta sıkışmış, iç içe geçmiş diğer evrenler yer alır… O evrenlerde biri olan yaşadığımız evrende, Yani aynı anda mesela; ben bu yazıyı yazarken  diğer boyutta yanımda, hatta oturduğum masada elime telefonu almış bir ben varım!… Farklı bir boyutta ise; ben bu yazıyı hiç bir zaman yazmadım veya yazmayacağım… Diğer bir boyutta; belki de ben asla var olmadım… İşte gerçek paralel evrenler kuramı bu gibi aklımıza mantığımıza sığmayan, ama iç içe geçmiş tek bir evrenden bahseder…  Sonsuz sayıdaki bu evrenler arasında bizler sadece bu dört boyutun içinde varız!…Sicim kuramına göre; sicimlerin rezonanslarını algılayış biçimimiz hangi evrende olacağımıza karar verir!…   Sonsuz sayıdaki diğer evrenler silsilesinde rezonansları farklı algılayan veya sicimlerin yarattığı farklı rezonasları algılayan  senden veya benden bir tane, farklı farklı işlerle uğraşan veya senin veya benim olmadığım  iç içe geçmiş sonsuza giden evrenlerden bahseder…

Paralel evrenler kuramı Sicim kuramına bağlı işte böyle bir kuram… Her detayı ile veya matematik formülleri ile bu kuramı anlatmanın size bir şey ifade etmeyeceğini düşündüğüm için biraz hikaye tarzında bir anlatım benimsedim… Umarım anlaşılmıştır…

Sosyal Medyada Paylaşın;

Facebook Yorumları