Ölümsüzlük Mümkün mü?

Ölüm her insanın aklında

Ölümsüzlük insanoğlunun ulaşmak istediği en son erdemdir. Geçmişte ölümsüzlük farklı anlaşılırken, günümüz teknolojisiyle her geçen gün insanoğlunun ölümsüzlük anlayışı biraz daha değişmektedir. Peki ölümsüzlük nedir? Ölümsüzlüğün bir sonu var mıdır? Günümüz teknolojisi bu sorunsala ne gibi çözümler üretmektedir? İşte, bu sorular ve bu sorulara benzer soruların cevaplarını öğrenmeye çalışacağımız bu yazımızda umarım,
ölümsüzlük hakkındaki fikirlerimizin değişmesini sağlayabiliriz…

Öncelikle dini açıdan bakarsak; “Her canlı nefis mutlaka ölümü tadacaktır!”(Ankebut suresi:57) ayetinden de anladığımız gibi her canlı eninde sonunda ölecektir. Bu ayette veya Kur’an’ın hiç bir yerinde hangi canlının kaç yıl yaşayacağına dair hiçbir ayet yoktur. Tam tersine bizim ölümsüzlük anlayışımıza bağlı olarak pek çok neslin çok uzun yıllar yaşadığı beyan edilmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere çok uzun yaşamak mümkündür, fakat ölüm bir gerçektir!

Yaşam arzusu insanoğlunun en büyük iç güdülerinden biridir. Bu arzunun doğurduğu en büyük sonuç ise, tüm insanların ölümsüzlüğü arzulamasıdır. Bu arzu ne kadar büyük olursa olsun ölüm kaçınılmaz bir sondur. Semavi dinler bu konu hakkında “Ölümün bir son olmadığını, tam aksine yaşamın ölümsüzlüğe verilen bir mola olduğunu” beyan etmektedirler.

telomer, hücrenin bölünmesini sağlayan yapılardır. Hücre her
bölündüğünde telomerler kısaldığından ölüm kaçınılmazdır.

Bilimsel açıdan bakıldığında ise tüm canlıların, “ölmek için programlanan mekanizma” olduğu  fikri genel kabul görmektedir. Bunun nedeni “telomer” adlı kromozomun sürekli olarak kısalmasından kaynaklanmaktadır. Telomer, kromozomların en uç kısmına verilen addır. Bu kısım hücre her kendini kopyaladığında kısalarak hücrenin yeniden bölünmesini imkansız hale getirmektedir. “Yaşlılık kromozomu” olarak da bilinir. Aslında bir hücrenin kaç kez bölünebileceğini bu kromozom ucu belirler. Telomer, kısaldıkça hücre bölünmeleri yavaşladığından ve eski hücrelerin yerlerine yenileri “geç” geldiğinden yaşlılık gerçekleşmektedir. Bu süreç anne karnındaki ilk hücreden başlayıp, ölünceye kadar devam ettiği için “İnsanoğlu ölmeye programlanan bir mekanizmadır.” diyebiliriz.

 

Ölümsüz Deniz Anası

Ölümsüzlük hakkında pek çok araştırma yapılmaktadır. Bu araştırmalar hem gelecekte, hemde yaşadığımız dönemde insan hayatını uzatmaya yönelik çalışmalardır. Daha iki yüz yıl öncesine kadar ortalama insan ömrü 55-60 yıl iken, günümüzde bu rakam 65-70 yıla kadar uzamıştır. Yaşam süresinin bu kadar uzamasının başlıca nedeni tıp ve buna bağlı olarak gelişen teknoloji sayesindedir. Gelişen teknoloji insan hayatını ortalama 20-25 yıl daha uzatacak kapasitededir. Fakat yaşlılık, insanoğlunun önündeki en büyük engeldir.

Aslında yeni keşfedilen bir çok canlı yaşlılıktan dolayı ölmemektedir. Bu canlılardan biri de “Turritopsis Nutricula” adlı deniz canlısıdır. Deniz anası ailesinden olup, “Ölümsüz Deniz Anası” olarak da bilinmektedir. herhangi bir tehlike veya yaşlılıktan ölmeye yakın bir evrede kendini yeniden çocukluğuna döndürerek yeniden, en baştan yaşamaya başlamaktadır. Bunu yaparken oluşmaya başladığı ilk hücreden tüm süreci adeta “yeniden yazarak” kendine yeni bir hayat var etmektedir. İşte bu canlının gen yapısı insan genomlarına uyarlanabilir ise, gelecekte ölümsüzlük yakalanabilir. Fakat teknoloji hiç bir bir zaman bu genleri insan genlerine aktarmayı başaramayabilir. Bunun nedini insan bedeninin çok daha kompleks bir yapıda olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca yeniden bebekliğe dönebilirsek hafızamızdaki bilgilere ne olacak gibi bir soru da aklımıza gelmiyor değil?

Progeria (yaşlılık hastalığı)

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, insan ömrü en fazla 120 yılla sınırlıdır. Fakat bu sürenin yarısından fazlası “yaşlılık” sendromuyla geçtiğinden aslında 70 den sonrası “yaşamak” olarak sayılmamalıdır. Eğer daha öncede söylediğim gibi  telomer uçlarını yeniden programlayabilir isek insan ömrünün 5-6 bin yıl uzatılabileceği iddaa edilmektedir. Varlığı bir dert yokluğu başka bir dert olan  telomer uçlarının olmaması “Progeria” (yaşlılık hastalığı)na neden olmaktadır. Bu hastalıktan muzdarip olan  insanlar ortalama 15-20 yıl yaşamaktadırlar. 12-13 yaşlarına geldiklerinde ortalama 80 yaşındaki bir insanını dış görünüşüne ve hücre yapısına sahip olurlar. İşte bu nedenden ötürü telomer kromozomunu hücrenin yapısı dışında düşünmek imkansızdır. Telomer kromozomunu yeniden düzenleyerek veya vücuda telomer takviyesi yaparak yaşamı uzatmak mümkündür.

Telomer kromozomunu düzenlemek bir teoriden öteye “şimdilik” geçmemektedir. Fakat ölümsüzlük üzerine ortaya atılan teoriler sadece “yaşlılığı” önlemekten ibaret değildir. Bu konu hakkında pek çok teori ileri sürülmektedir. Ayrıca şunu da belirtmek gerekirse, “simya” bu konu hakkında pek çok araştırma yapmaktadır. Her geçen gün bu konu hakkında yeni bir teori ortaya atılmaktadır. Gelin biz insanoğlunu ölümsüzlüğün kapısını açacak bir kaç teoriyi daha başlıklar halinde inceleyelim;

1-Klonlama

Klonlanan ilk canlı: Koyun Dolly

Klonlama, hücre çekirdeği çıkarılmış bir embriyoya, başka bir canlının hücre çekirdeğinin  nakil edilmesinden ibarettir. Bu yöntem sonucunda fiziksel özellikleri birebir aynı olmasına rağmen klonlanan canlı farklı bir canlı olmaktadır. İlk kopyalanan canlı olan “Dolly” adlı koyunun üzerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki bu yeni canlının kopyalanan koyundan bir çok farklılığı vardır. Öncelikle kişilik özellikleri ve hafızası sıfırlanmış bir şekilde doğmuştur. Bu da şu anlama gelmektedir; öncelikle kopyalanan canlı her ne olursa olsun farklı kişilik özellikleri sergilemektedir. Ayrıca hafızası tamamen sıfırlanmış bir şekilde dünyaya gelmiştir. İşte bu nedenlerden ötürü bir çok ülkede insan klonlamak yasaklanmıştır. “Ruh” un varlığına inanan bir insan olarak eğer yeni bir beden yaratarak ölümsüzlük amaçlanıyorsa ruhun da işin içine katılması gerektiğine inanmaktayım… Beden çoğaltılabilir ancak “ruh” tektir.

Yapay kalp şeması

2-Yapay organlar


Günümüz teknolojisiyle yapay “protezlerin” üretimi ve kullanılması çok yaygınlaşmıştır. Günün birinde bu yöntemle hastalanan veya yaşlanan organları yenileriyle değiştirmek insan ömrünü anormal derecede uzatabilir.  Yapılan araştırmalar göstermiş ki dünyadaki ölüm nedenlerinin en başında %42 ile kalp ve kalbe bağlı nedenlerden gerçekleşmektedir. Eğer yapay bir kalp üretmek mümkün olsaydı bu oranın %15 seviyelerine gerileyeceği düşünülmektedir. Bu yöntemle bir çok organ yıpranma aşamasına geldiklerinde yerine yenilerini koymak insan ömrünü bir kaç yüzyıl uzatmak anlamına gelmektedir. Fakat en önemli organımız olan “beynimizin” klonlamasının imkansız olduğunu vurgulamak isterim. Beyin de tıpkı vücudumuz gibi yaşlanmaya bağlı sonuçlardan etkilenir. Bu yüzden yapay organlar da ölümsüzlüğü değil uzun yaşamayı vaat etmektedir….

3-Nanobotlar


    Ölümsüzlüğü vaat eden bu bu teoriye göre ise; vücudumuzda bizi yaşlandıran veya yıpratan tüm olumsuz durumları küçük nanobotlarla yok etmek olarak tarif edilebilir. Fakat bana göre bu teorinin gerçekleşmesi imkansıza yakındır. Bir hücreden bile binlerce kat küçük bir makinenin yapılması fizik yasalarına bile aykırıdır. Bunun nedeni; bir obje ne kadar küçükse hareket kabileyeti de bir o kadar sınırlıdır. Eğer bir hücre içine bu robotları yerleştirebilecek olursak hız problemini aşmamız gerekir. Bu kadar küçük bir şeyin bir hücrenin içinde bile seyahat etmesi saatler alabilecekken başka hücrelere geçmesi imkansız gibi gelmektedir. Fakat, bir hastalık ortaya çıktıktan sonra bu nanobotlar, hastalığın bulunduğu bölgeye enjekte edilirse ve hastalıklı bölgeyi iyileştirir ise belki insan yaşamını uzatmak mümkün olabilir. Bu yöntemde tıpkı diğer yöntemler gibi “ölümsüzlüğü” vaat etmektedir ki bana göre bu yöntemde insan ömrünü birkaç yüzyıl uzatmadan öteye gidemez…

4-Dijital beyin

    Bu teoriye göre ise beynimizdeki tüm bilgileri bilgisayara veya bir robota aktarabilirsek ölümsüz olabiliriz. Ancak şöyle bir sıkıntı var ki, eğer bu bilgileri aktaracağımız robot yeni şeyler öğrenmeye programlanmamış ise bu yeni bedenimiz sadece eski tecrübelerinden faydalanan, yeni şeyler öğrenemeyen bir “teneke” parçasından farksız olurdu. Bu yöntemin işe yaraya bilmesi için DNA tabanlı bilgisayarların geliştirilmesi gerekir. Bu bilgisayarların öğrendikleri yeni şeyleri “tecrübesine” katabilmesi gerekir. Yine aynı şekilde şöyle bir paradoks da ortaya çıkmaktadır:  Beynimizdeki tüm bilgileri bu robota aktardığımızda eski bedenimizdeki  varlığımız mı gerçek, yoksa yeni bedenimizdeki varlığımız mı gerçek? Beynimiz iki farklı “varlıkta” var olabilir mi? İşte bu sorunun tek bir cevabı vardır ki, o da “Bir ruh iki farklı bedende var olamaz!”….

Sonuç olarak, bizler madde evreninde yaşamaktayız. Bu evrende her şeyin bir başlangıcı ve sonu vardır. “Ölümsüzlük”, bu evrende mümkün değildir. Sonsuz bir kavram olan ölümsüzlük anlayışı felsefi açıdan da mümkün değildir. Sonsuz bir kavram olan “ölümsüzlük” zamana bağlı canlılar, yani bizler için imkansızdır… Öyle veya böyle içinde bulunduğumuz zaman eninde sonunda bitecektir. En erken bir saniye içinde, en geç ise 90 milyar yıl sonra…

“ZAMAN NASIL SONA ERECEK?” adlı yazımız yakında bu blogda…

Sosyal Medyada Paylaşın;

Facebook Yorumları