Paradoks Nedir?

paradoks nedir

Paradoks, kelime anlamı olarak “aykırı düşünce, çelişki” demektir. Daha genel tanımıyla “Tartışmaya açık iki farklı bilgi hakkındaki kesin olarak bilinmeyen karşıtlık” olarak tanımlanır. Kafanız mı karıştı? O halde haydi gelin gerçekten de Paradoks nedir hep beraber öğrenelim…


Bilimin, popüler kültüre kaymaya başlamasıyla beraber hayatımıza daha önce hiç duymadığımız kelimeler girmeye başladı. İşte o kelimelerden biri de ‘Paradoks’tur. Sizlere paradoks kelimesinin kökenini veya nasıl ortaya çıktığını anlatmak bana göre kafa karışıklığından başka bir işe yaramayacağından “Paradoks” kelimesinin tam olarak ne anlama geldiğini anlamanın veya anlatmanın en iyi yolu meşhur “Bilimsel paradokslardan” örnek vermektir…

Konumuza ilk olarak tarihte ilk paradoksu ortaya atan Giritli Epidemis ile başlayalım. Giritli Epidemis’in tek cümlelik oldukça meşhur bir paradoksu vardır. Epidemis, “Giritlilerin hepsi yalancıdır!” demiştir. İşte bu cümle başlı başına tam bir paradokstur. “Bu cümlenin neresinde bir paradoks var?” diye düşünüyorsanız o halde bir kez daha düşünün derim. Çünkü; bütün Giritliler yalancı ise ve Epidemis’de bir Giritli olduğuna göre o da bir yalancıdır. O halde söylediği bu cümle de yalandır. Peki söylediği sadece bu cümleye bakarak; “Bütün Giritliler yalnızca doğruyu söylerler.” dersek o halde söylediğimiz bu cümle Giritli Epidemis’in söylediği cümle ile çelişmez mi? Durun bir saniye, şöyle bir düşünün… Çelişkiyi görebildiniz mi? Burada paradoksun ortaya çıkmasının en başlıca nedeni aslında cümlenin tam olarak doğru kurulmamasından kaynaklanmaktadır. Epidemis; “Girtililerin %99’u yalancıdır” veya “Giritlilerin çoğu her zaman yalan söyler.” deseydi böyle bir paradoks ortaya çıkmazdı. Burada önemli olan paradoksun doğru olup olmadığı değildir. Önemli olan bu cümledeki karşıtlığı, zıtlığı görebilmektir. Elbette koskoca Girit’te herkes yalan söylemez! O halde “Epidemis yalan söylüyor?” demek daha mantıklı olsa da yine de Epidemis’in söylemiş olduğu bu cümle başta kafamızın karışmasına neden olmaktadır… İşte zıtlık, karşıtlık tam olarak da burada ortaya çıkmaktadır.

2000’li yıllardan sonra bilimin, bilim adamları arasında değilde sokağa inmeye başlamasıyla birlikte felsefede ve bilimde tartışılan paradokslar bizlerin de ilgisini çekmeye başladı. Mesela size şöyle bir soru sorsam; “Mutlak olarak yeri hiç bir şekilde değiştirilemeyen bir nesneye mutlak şekilde, mutlak hızda ilerleyen ve asla yönü hiç bir şekilde saptırılamayan bir nesne çarparsa ne olur?” desem, sizler ne düşünürsünüz. İşte bu sorunun cevabı da başlı başına bir paradokstur. Öncelikle bizim evrenimizde mutlak şekilde sabit duran, yeri hiçbir şekilde değiştirilemeyen bir nesne olamaz veya mutlak hızda, yönü hiçbir şekilde değiştirilemeyen bir nesne de olamaz. Ancak farazi olarak konuşursak böyle bir olay yaşandığında ne olur? Kimine göre mutlak hızda hareket eden nesne mutlak olarak sabit duran nesneye çarptığında sekerek yönü değişir. Kimine göre mutlak hızda hareket eden nesne, mutlak olarak sabit duran nesnenin içinden geçip gider ve kimine göre de bu iki nesne birbirine çarptığında zamanda ve mekanda büyük bir çatlak oluşmasına neden olarak evrenin tamamen yok olmasına neden olur. Yani sonuç olarak  verilen bu cevapların tamamı doğrudur da denilebilir, tamamı yanlıştır da denilebilir. Ancak verilen bu cevapların her birinin ayrı ayrı doğru olma ihtimali de çoktur. Kısacası; hiç bir şekilde yerinden oynatılamayan bir nesneye sonsuz hızda ilerleyen bir nesne çarptığında ne olur?” sorusuna verilen cevapların tamamı doğrudur. Ancak verilen cevaplardan yalnızca bir tanesi gerçek doğrudur. O halde paradoks sudur; “Cevabı kesin olarak bilinmeyen bir soruya, verilen cevapların tamamı birbirinin zıttı olsa da her biri doğru kabul edilir. Ta ki; kesin cevap bulunana kadar…” denebilir…

Bu paradoks da anlaşılacağı gibi Paradoksların çoğu bizim evrenimizde gerçekleşmesi muhtemel olmayan varsayımlara dayanır. Ancak ne var ki; Kuantum Fiziği ile birlikte hayatımıza giren bazı paradoksların gerçekleşmesi ve gerçekleşmesi durumunda da olası sonuçlarını görmemizin mümkün olacağı ileri sürülmektedir. Bu paradokslardan biri de “Büyük baba paradoksu” veya “Dede paradoksu”dur.

Zamanda yolculuk günümüz teknolojisiyle mümkün görünmemektedir. Ancak matematiksel olarak zamanda yolculuk yapmak mümkündür. Elimizde bizi zaman yolcusu yapacak bir makinenin formülü veya en azından matematiksel formülü olmasa da en azından zamanın göreceli bir kavram olduğu bilinmektedir. Belki bu yüzyılda olmasa da belki yüzyıllar sonra ve belki de binlerce yıl sonra insanların bu evrende zaman yolculuğu yapabilmeleri mümkün görünmektedir. Peki diyelim ki; bir zaman makinesi icat edilmiş olsa ve biz de bu zaman makinesiyle geçmişe gidip mesela; dedemizi babamız doğmadan öldürsek ne olurdu? İşte alın size başlı başına bir paradoks… Kimilerine göre; eğer geçmişe gidip dedemizi babamız daha doğmadan öldürürsek o anda bizim evrendeki varlığımızda son bulur. Kimilerine göre; evrende zamanın kırılmasına ve evrenin tamamen yok olmasına neden olur. Kimilerine göre de eğer geçmişe gidip dedemizi daha babamız doğmadan öldürsek bile bizim zamanımız olduğu gibi akmaya devam eder. Çünkü; geçmişe gidip dedemizi öldürdüğümüz anda evrenin zaman çizelgesi yeni bir zamanın oluşmasına neden olur.Yani iki farklı zamanda iki farklı evren oluşur.. DEDE Paradoksuna verilen bu cevapların tamamı başlı başına doğrudur. Ancak dede paradoksuna verilen bu cevapların tamamı yanlış da olabilir. İşte zıtlık buradadır ve bu da bir paradokstur…

Bilinen evren yaklaşık olarak 93 milyar ışık yılı genişliğindedir. Işık ise evrendeki en hızlı şeydir. Işık saniyede yaklaşık olarak 300.000 kilometre sür’atle hareket eder. Işık, öyle hızlıdır ki; bir saniyede dünyanın etrafını tam olarak 7 defa dolanabilir. Evrendeki en mutlak hız ışık hızıdır ve ışıktan daha hızlı hiçbir şey olamaz!… Işığın bir yılda katettiği yola “1 ışık yılı” denir ve ışığın bir yılda katettiği yol yaklaşık olarak 10 trilyon kilometredir. Bilinen evrenin 93 milyar ışık yılı genişliğinde olduğunu bildiğimize göre o halde ışık bile, dünyanın etrafını bir saniyede 7 defa dolaşabilen ışık bile, evreni bir baştan bir başa ancak 93 milyar yılda kat’edebilir. İşte evren bu derece muazzam bir büyüklüktedir… Işığın bile 93 milyar yılda kat’edebildiği bu muazzam yapı içerisinde 250 milyar ile 1 trilyon arasında galaksi ve her galaksinin içerisinde de en az 100 milyar adet yıldız bulunmaktadır. Sadece bizim galaksimizde bile yaklaşık olarak 200 milyar tane ayrı ayrı yıldız bulunmaktadır. İşte o yıldızlardan bir tanesi de güneştir. Güneş bile dünya baz alındığında çok büyük bir yapıdadır. Çünkü; güneşin içine 1 milyon tane dünya benzeri gezegen sığabilir. Üstelik astronomik olarak güneş, cüce bir yıldız olarak tanımlanır ve sadece bizim galaksimizde bile güneşten milyarlarca kat büyük yüzlerce yıldız ve yıldız sistemi bulunur. Peki ben bunları size niye anlattım? Sebebi yine bir paradoks olan Fermi Paradoksudur. Bunları bir kenarda tutmanız, bilmeniz gerekir…

Dünyadaki her kum tanesine en az 10 bin adet yıldızın denk geldiği bu muazzam evrende bu zamana kadar bizden başka zeki yaşama, hatta zeki olmayan bir yaşama bile denk gelemedik!… Peki ama neden? İşte Fermi Paradoksunun çıkış noktası da tam olarak bu soru ile başlar. Çünkü; evrende bizden başka zeki bir yaşamın olmaması gibi bir ihtimal neredeyse yok denecek kadar azdır. Hatta hatta bizden milyonlarca, hatta milyarlarca yıl ileri teknolojiye sahip bir medeniyetin bırakın bütün evreni sadece bizim galaksimizde bile yüzlerce hatta binlerce olması gerekirken, bizler bu zamana kadar bir tek medeniyete bile denk gelmedik. İşte zıtlık da tam olarak burada ortaya çıkmaktadır ve bu paradoks, Fermi Paradoksu olarak bilinir…

Kısacası, paradoks; zıtlığın ta kendisidir…

Sosyal Medyada Paylaşın;

Facebook Yorumları