Zaman Her Şeyi Öldürür

Zaman Her Şeyi Öldürür

Hayatımız boyunca yapmış olduklarımız, bilime, ilme, insanlığa kattığımız değerlerin ölümsüz olduğu söylenir. Ancak, bu bahsettiğimiz şeyler de ölür. Bir şair ölür, üzerinden yüzyıl geçer ama onu hatırlayan insan sayısı ellerimizde bulunan parmaklarımızın sayısı kadar bile olmaz!… Yüzyıl sonra, İster Ali ol, ister Veli… Seni ve beni hatırlayan hiç kimse olmaz. O yüzden de “Zaman her şeyi öldürür.” Buna en muhteşem sanat eserlerinden tutunda, dünyada yaşamış ve yaşayacak olan en ünlü insana kadar, hatta yaşadığımız ev, mahalle, şehir, ülke, dünya bile zamana karşı koyamaz. Buna yaşadığımız galaksi ve evren de dahildir. “Zaman her şeyin ilacı” değil, varlığımızı tehdit eden en büyük düşmandır.

Bu yazının konusu “Evrensel anlamda zaman neyi ifade eder?” “Dünya ve güneş sistemi ne zaman ömrünü tamamlayacak?” ve “Evren nasıl yok olacak?” sorularının cevabını aramaya yöneliktir.

Zaman, bizim bildiğimiz kadarıyla Büyük Patlama’dan bu yana sürekli olarak ileri akmaktadır. Şu anda bizim kullandığımız zaman dilimleri olan saatler, günler, haftalar, aylar, yıllar gibi kavramların evrensel boyutta hiç bir önemi yoktur. Bunun nedeni evrenin farklı yerlerinde farklı zamanların yaşanması ve bu zaman dilimlerinin dünya gezegeninin şartlarına göre ayarlanmasıdır. Evrenle, dünya zamanı arasında o kadar büyük bir fark vardır ki; bir gök delenin birinci katında oturan ile yüzüncü katında oturan arasında bile zaman anlayışı farklıdır. Ancak bu fark o kadar azdır ki, bir insanın bu farkı anlaması imkansızdır. Saniyenin milyarda biri kadar bile bir fark olsa, dünyanın uzaya uyguladığı çekimsel çekim zamanın, dünyada biraz daha hızlı akmasını sağlamaktadır.

Uzay ve zaman tıpkı bir çarşaf gibi iç içe geçmiş tek bir canlı gibidirler. Büyük kütleli yapılar uzayı tıpkı bir çarşaf gibi yardıklarından uzayın, dolayısıyla zamanın bükülmesini sağlarlar. Bu bükülmeden dolayı tıpkı bir şelalede suyun debisi artar gibi zamanda daha hızlı akmaya başlar. Bu durum kütlenin büyüklüğüne göre değişmektedir. Kısaca, zaman bulunulan mekana göre izafidir. Yani kişiden kişiye değişebilir. (Bu konu hakkında daha fazla detay için “Albert Einstein ve İzafiyet Teorisi (Allah bizi yaratmak için neden bu kadar bekledi?” yazısını inceleyebilirsiniz. )

Ama her güzel şey gibi elbette zamanda eninde sonunda bitecektir. Bana göre insanın kendi ölümü, kendisi için kıyamettir. Ancak gelecek nesiller yaşamlarını bu dünyada devam ettirmeye kalkarlarsa sonları başlanğıçlarından daha yakın diyebiliriz. Çünkü; dünya zamanı eninde sonunda yok olmaya mahkumdur. Bir çok tehditle yüz yüze olan bu gezegen, gök taşlarından tutunda, büyük volkanik patlamalara, güneş patlamalarından, süper nova patlamalarına kadar bir çok faktör bu gezegeni tehdit etmektedir. Bunların hiçbirisi olmasa bile, etrafında ısındığımız ve yaşadığımız yıldızın da belirli bir ömrü vardır. Ona biçilen ömür ise 3-4 milyar yıldır. Yıldızımız, adına “Güneş” dediğimiz yıldızımız yok olunca elbette “Dünya” adındaki “minik” gezegenimizin de yerinde yeller esecektir… (Bu konu hakkında daha detaylı anlatıma; “Zaman NASIL SON BULACAK?!…” yazısından ulaşabilirsiniz…)

Gelecek bin yıl içerisinde insanoğlunun güneş Sistemi’ndeki gezegenlerden birinde yaşama şansı olabileceğine inanan insanlardanım. Gelecek bin yıldan sonra ise; insan oğlu bana göre yaşadığımız yıldız sisteminin dışına çıkacağını, dünya benzeri gezegenler bulmaya başlayacağını ve oralarda yeni koloniler kurabileceğini tahmin etmekteyim.Tabi bu o zamanlara ulaşmadan insanlığı kökten yok edebilecek felaketler yaşanmazsa… 500 milyon ile 1 milyar yıl arasında bence insanlık tüm galaksimize yayılacak. Binlerce yaşanabilir gezegen keşfedilecek  ve o gezegenlere yayılacak.Ama bu da yaşamak için yetmez.. Çünkü; bize en yakın galaksi olan, Andromeda’nın bizim yaşadığımız galaksi olan Samanyolu ile çarpışacağı tahmin edilmektedir… (Bu konu hakkında daha detaylı bilgi için; “Andromeda ve Samanyolu Çarpışacak” yazımızı inceleyebilirsiniz. ) Yani galaksinin tamamına yayılmak da yaşamak için yetmez…

Bu iki galaksinin çarpışmasının 3 milyar yıl sonra başlayıp 8 milyar yıl sonra son bulacağı tahmin edilmektedir. Bu olay sırasında elbette iki yıldızın çarpışma ihtimali çok düşüktür ama bunun yanı sıra uzayın derinliklerine fırlatılmak var. Ayrıca yaşanabilecek yıldızların daha büyük yıldızların çekim etkisine girmesi, gibi olumsuz etkiler var. Daha burada sayamayacağımız kadar binlerce tehdit yaşanabilir yörüngedeki gezegenleri tehdit edecektir. O yüzde de insanlığın bu olumsuz etkileri yaşamaması için başka galaksilere göç etmesi gerekir. Ancak burada söylediğim gibi “Başka galaksilere göç etmek” sanıldığı kadar kolay değildir. Nedeni, galaksiler arasındaki mesafelerin çok büyük olmasıdır. Bize en yakın galaksi olan Andromeda galaksisine bile şu anda 2.5 milyon ışık yılı uzaklıktayız. ( Işık yılı nedir? Merak edenler “Işık Hızı Formülü” adlı yazımıza bakabilirler…)

Ancak yine de ben insanoğlunun bir kaç milyar yıl sonra azmiyle bu mesafeleri aşabileceğine inanıyorum. İnanmak istiyorum. Şunu da söylemeden geçmemek gerekir diye düşünüyorum. Beş bin yıl önce ölen bir insanı canlandırabilsek uyandığında etrafında gördüklerine ne tepki verirdi? İşte bu benim yaptığım tahminler de tıpkı bunun gibidir. Hiç bir tahmin boşa değildir o günü görmeden…

Başka galaksilere ulaşsak bile evrenin kendisi eninde sonunda ölecektir. Belirli bir sür’atle genişleyen evren, bu genişlemeyi daha ne kadar kaldırabilir. Evrenin sonuna dair yapılan tahminlerden biri de bu genişlemenin sonsuza kadar devam etmesidir. Eğer bu genişleme bu şekilde devam ederse Bir an gelecek ki; evrende bulunan galaksiler, yıldızlar, gezegenler bu genişlemeyi daha fazla kaldıramayacak ve evrenin genişlemesi kütlesel çekimi yenecek ve tüm galaksiler parçalanmaya başlayacaktır. Daha sonra bu genişleme atomları bile parçalayacaktır…

Evrenin yok oluşuna dair yukarıda söylediğim ihtimal çok enteresan bir ihtimal olsa da aslında bu ihtimalin çoktan gerçekleşmiş olması gerekirdi. Ancak ne enteresandır ki, evrende galaksileri ve yıldızları bir arada tutan başka bir güç vardır. Bu gücün adı “Karanlık madde”… Varlığı kanıtlanmamış olsa da böyle bir maddenin varlığını yıldızlara uyguladığı etkilerden bilmekteyiz. Bu karanlık madde sayesinde, evrendeki galaksiler hiç bozulmadan bir arada durabilmektedirler. Ancak karanlık madde  evrenin ömrünü en fazla 20-25 milyar yıl ömür katabilir. Bu zaman bitmeye başladığında evrendeki tüm yıldızlar enerjilerini bitirmeye başlayacaktır. En son atom parçası yanana kadar varlığını devam ettirecek olan evren, son atomu da yandığında ölmüş olacaktır.

En iyi ihtimalle 90 milyar yıl sonra evren tamamen “kötülerin” kol gezdiği, yani “kara Delikler”den başka hiçbir şeyin olmadığı, sonsuz uzunlukta ve genişlikte ıssız bir yerden başka bir şey olmayacak… Allah aşkına söylesenize; senin şairliğinin, önderliğinin, hayatları kurtaran icatlarının ne önemi var! Zamanın bile olmadığı bir yerde bir zamanlar “İnsan” adında garip varlıkların yaşadığı bir evrenden kim söz eder! İşte; “Zaman Her şeyi Öldürür!” ve buna zamanın kendisi de dahildir…..

 

Sosyal Medyada Paylaşın;

Facebook Yorumları