Zaman NASIL SON BULACAK?!…

Daha önce de bir yazımda bahsettiğim gibi (bakınız…), madde evreninde yaşamaktayız. Bu evrendeki her şeyin bir başlangıcı ve sonu vardır. Tıpkı her insan gibi evrendeki istisnasız her şey doğar, büyür, gelişir ve mutlaka bir gün ölür… Bu kanun evrendeki en temel kanundur… Ne kadar büyük olursanız olun ister bir gezegen, ister bir yıldız, ister bir galaksi olun mutlaka yok olmaya mahkumsunuzdur…Bu yazımızda dünyanın nasıl yok olacağına dair bazı teorileri anlamaya çalışacağız….
  Uzaylı istilası

 

uzaylı istilası
uzaylı istilası

Evren, sonsuzluğa en yakın olgulardan bir tanesidir. O kadar büyüktür ki; sadece insanlık için yaratılması geri kalan yerinin ‘deyim yerindeyse’, “israfa” uğraması demektir. Bu büyüklükteki, bu alanda dünya benzeri trilyonlarca, hatta katrilyonlarca gezegen bulunma ihtimali çok yüksektir. Bu gezegenlerin bindi birinde yaşam, yaşam bulunan gezegenlerinde %1’inde zeki bir yaşam bulunsa yine de elimizde milyonlarca gezegen kalırdı.
Evrenin yaşının 13,5 milyar yıl, dünyanın yaşının 4,5 milyar olduğu düşünülmektedir. İlk insan ise bundan ortalama 200 bin yıl önce ortaya çıkmıştır. İlk insandan bu yana (özellikle son yüzyıl) teknolojik gelişmişliğimiz ortada. Peki ya, bizimle aynı şartlarda meydana gelen, başka bir x yıldızının etrafında dönen bir gezegen olsa. Bu gezegenin ise bizden tek farkı, orada ortaya çıkan zeki yaşam bundan 1 milyon yıl önce görülmüş olsa. Şu anda x gezegenindeki teknolojik seviye ne durumda olurdu. Bir düşünsenize! Tabi bu ihtimal her zaman var. Peki, yıllar sonra bizim evrene yaydığımız radyo sinyalleri bu gezegene ulaşsa, oradaki zeki yaşam yerimizi tespit etse! Ayrıca bu ırk teknolojik gelişmeleri sayesinde yıldızlar arası yolculuk yapabiliyor olsalar. Buraya geldiklerinde “iyi niyetli” olma ihtimalleri nedir? İşte bu soruya cevap vermek çok zordur. İşte bu ve buna benzer pek çok mantıklı sebep, bu ihtimali hiç de hafife almamamız gerektiğinin gereğidir.



Salgınlar

 

Son yüzyılda özellikle AIDS, kuş gribi, SARS gibi hastalıklar insan oğlunun geleceğini tehdit etmektedir. Ayrıca orta çağda VEBA Avrupa nüfusunun yarısının yok olmasına neden olmuştur. Bu türden bir hastalık, dünya nüfusunun tamamını yok edebilecek kapasitededir.

Geçtiğimiz yüzyıllarda ulaşımın yeterli düzeyde olmaması hastalıkların yayılmasını engellemekteydi. Ulaşımın zamanımızda çok hızlı gerçekleşmesi, hastalıkların 1-2 günde tüm dünyaya yayılmasını sağlamaktadır. Örneğin; Asya’da görülen “kuş gribi” hastalığı, 1 hafta içerisinde Türkiye’de de görülmeye başlamıştır. Eğer bu hastalık tüm dünyaya tam anlamıyla yayılmış olsaydı, tüm dünya nüfusunun %70’ini yok edebilecek kapasitedeydi. Ancak teknolojinin nimetlerinden biri de bir hastalığın tüm gen yapısını inceleyebilecek gelişmiş ürünlerin olmasıdır. Bu sayede hastalıklar çoğu zaman yayılmadan kontrol altına alınabilmektedir. Ancak gelecekte önümüze çıkabilecek çok karmaşık  gen yapısına sahip bulaşıcı bir hastalığın önlenmesi imkansız olabilir. Böyle bir durumda dünya nüfusunun tamamını kaybetmek mümkün olabilir.

Güneş patlamaları

 

Güneş can verdiği kadar can alabilecek kapasiteye sahip olan bir yıldızdır. Her saniye milyonlarca ton hidrojeni helyuma dönüştürmektedir. Öyle ki 1 saniye içerisinde ürettiği enerji, tüm insanlığın bu zamana kadar ürettiği tüm enerjiden daha fazladır. İşte bu kadar olayın yaşandığı bu yıldızda güneş patlaması denilen bir olay gerçekleşmektedir. Güneş patlamaları, güneş yüzeyinden daha derinde bulunan milyonlarca dereceye ulaşmış plazmaların (Plazma elektronlarını kaybetmiş atom parçacıklarıdır.) güneşin yüzeyine doğru püskürmesinden meydana gelmektedir. Bu olay sırasında uzaya çok miktarda plazma ve enerji salınır. Öyle ki; güneş patlamasının uzaya 1 saniyede yaydığı enerji 1 atom bombasının 1 milyon katıdır. Neyse ki dünyanın güneşten gelen bu enerjisi önleyecek bir “manyetik” alanı vardır. Bu alan sayesinde güneşten gelen plazmalar dünyanın kutuplarında birikmektedir. Eğer dünyanın böyle bir alanı olmasaydı, dünyada yaşam mümkün olmayacaktı. Güneş patlamaları, bu manyetik alanı geçebilecek güçte değildir. Ancak gerçekleşmesi muhtemel olan daha büyük bir güneş patlaması, bu manyetik alanı parçalayabilir. Manyetik alanın parçalanması, güneşten gelen zararlı ışınlara ve plazmalara karşı dünyanın savunmasız kalması anlamına gelmektedir. Bu da dünyada yaşamı imkansız hale getirebilir. Böyle bir durum eğer bir gün gerçekleşirse insanlığın bunu önleme gibi bir durumu olmayacaktır. Güneş, her zaman, her şeyin olabileceği bir yerdir. Eğer çok büyük bir güneş patlaması olacak olsa bundan haberimiz bile olmayabilir.



Süper nova patlamaları

Süper nova patlaması, sadece bizi değil evrendeki hemen hemen tüm yaşam formlarını tehdit eden bir olgudur. Süper nova patlaması, güneşten çok daha büyük yıldızların yok olmadan önceki son halidir. Bu evrede yıldız içine çökmeyi daha fazla kaldıramayarak dışa doğru büyük bir patlamadan sonra yok olur. Bu esnada uzaya doğru öyle kuvvetli bir enerji salınır ki, bu enerji güneşin tüm ömrü boyunca üretebileceği, tüm enerjiden daha fazla bir enerjiye sahip olur. Tüm galaksi bu patlamada aydınlanır ve etrafındaki tüm yıldız sistemlerini yok eder. Bu patlama, öyle kuvvetlidir ki; bir  galaksideki tüm yaşamı bile tehlikeye atabilmektedir. Süper nova patlamaları evrendeki en tehlikeli şeydir.

Elbette her kötü, olayın bir güzel tarafı vardır. Süper nova patlamaları sadece yaşamı yok etmemekte, yeni hayatların da temelini atmaktadır. . Bir süper nova patlaması, bir yıldızın veya yıldızların kalıntılarını gücüyle birlikte sürükleyerek evrenin başka köşelerinde yeni yıldızların doğmasını sağlamaktadır. Güneşin de bundan milyarlarca yıl önce bir süper nova patlamasının kalıntılarından doğduğu düşünülmektedir. Süper nova patlamaları şimdilik insanlık için bir tehdit unsuru değildir. Çünkü; yakın çevremizde bir süper novaya dönüşebilecek kapasitede yıldız bulunmamaktadır. Ancak, bu ihtimal her zaman bir tehdittir. Çünkü; galaksinin öbür ucunda yaşanabilecek çok kuvvetli bir süper nova patlaması bile her zaman dünyayı etkileyebilir.

Arı kolonisinin yok olması

 

Dünya üzerinde yaşayan hemen hemen tüm canlı türleri gibi, bitkilerde çift olarak yaratılmışlardır. Ancak, bitkilerin üremesi için tek gereken şey bir arıdır. Arılar, bitkilerden çiçek özü alırlar ve bunun karşılığında da diğer bitkilere polen taşırlar. Bu polenler, bitkilerin spermleri gibidir. Bu sayede çiftleşen bitkiler, daha sonra tohum üretir ve hepimizin de bildiği gibi bu tohumlarda yeni ağaçlara, çiçeklere dönüşürler. Bu olay milyonlarca yıldır böyle devam etmektedir. Bu nedenden dolay arı ırkının yok olması bitkilerin de yok olması demektir. Buna bağlı olarak canlılarında….

Dünya üzerinde yaşayan her canlı kıymetlidir. Ancak arıların yaptıkları bitkilerin devamlılığını sağladığından daha önemlidir.. Son yapılan araştırmalar arı kolonisinin büyük bir tehlike altında olduklarını göstermiştir. Özellikle küresel ısınma, arı kolonilerinin insanlar tarafından kontrol edilmeleri ve arıların gen yapılarıyla oynanması bunun sebeplerindedir. Eğer arı kolonisi yok olursa dünya üzerindeki bitki türlerin %30’u yok olacaktır. Bu oran tüm dünyanın bir çöl haline gelmesi için yeterlidir.

Bu yazının bu kısmını okuduktan sonra sırf bir arı sizi rahatsız ediyor diye onu öldürmeye kalkar iseniz, bunu bir daha düşünmenizi tavsiye ederiz…

 

Gök taşları ve kuyruklu yıldızlar

 

Hepimizin de bildiği üzere, bundan 65 milyon yıl önce dinozorları bir gök taşı yok etmişti. Bu ihtimal daha önce gerçekleştiyse tekrar gerçekleşmemesi için hiç bir nede yoktur. O zaman dünyaya düşen gök taşını 1,5 km genişliğinde ve 100 milyon ton ağırlığında olduğu tahmin edilmektedir. Düştüğü andan 700 km çapındaki tüm canlıları adeta bir nükleer bomba gibi buharlaştırmış, 700 km den sonra dünyanın yarısını küle çevirmişti. Dünyanın geriye kalan kısmı ise, büyük bir toz ve kül bulutu altında pişmişti. Ama hayat bir şekilde bir yolunu bulmuş, bugün seni ve beni oluşturan etkenler yeniden oluşmaya başlamıştı.

Dediğim gibi, 1.5 km çapındaki bir gök taşı dünyadaki hayatın %95’inin yok olmasın sağlamış,geriye kalan %5 hayatın temellerini tekrar atmıştı. Ancak, 1.5 km’nin üzerindeki her göktaşı veya kuyruklu yıldız, dünyadaki hayatı tamamen bitirebilir. Bu ihtimal hiç de hafife alınacak bir ihtimal değildir. Belki şu andaki teknolojimiz bir gök taşını durdurabilecek kapasitede değildir, ancak gelecek yüzyıl içerisinde gök taşları bir tehdit olmaktan çıkacaktır.

Süper volkanik patlama

 

Süper volkanik patlamalar, normal volkanik patlamalarla aynı mantık temelindedir. Aralarındaki fark, süper volkanik patlamaların biraz daha derinlerde gerçekleşmesi iken, normal volkanik patlamaların, lavın biraz daha yüzeye yakın bir yerden çıkmasından kaynaklanmasıdır. Şu anda dünya üzerinde süper volkanik patlamaya dönüşebilecek tek yer ABD’deki “Yellowstone” milli parkının içerisinde bulunan volkandır. Yellowston parkının 18 km altında birikmeye başlayan lav eğer daha fazla sıkışırsa büyük bir patlama gerçekleşecek ve 2 km çapında bir gök taşının dünyaya çarpmasındaki etkiyi yaratabilecek güce sahip olacaktır. Bu da yaşamın tamamen bitmesi anlamına gelmektedir.

Bir gök taşı çarpmasındaki tüm etkilerin, süper volkanik patlamalarda da görüleceğini söyleyebiliriz. Eğer olurda bu milli parktaki volkan patlarsa bütün dünyayı kül ve toz bulutu kaplayacak, diğer volkanlar harekete geçecek, çok büyük depremler meydana gelecek ve tüm yaşam türlerinin %99’u yok olacaktır.

Nükleer savaş

 

Yapılan araştırmalara göre, dünya üzerinde dünyayı on kez yok edebilecek kadar nükleer bomba bulunmaktadır. Kuzey Kore, ABD, Çin Hindistan,Rusya gibi ülkeler olası 3. Dünya Savaş’ında ellerinde bulunan nükleer bombaları kullanma ihtimalleri her zaman vardır. Bu bombalar sonsuza kadar yok edilmedikçe de her zaman var olacaktır. Bu bombalardan dünyanın çeşitli yerlerine atılacak 2 bin kadarı dünyanın nüfusunun %75’ini yok edebilir. Bitki ve hayvan türlerinin ise %90’ı birkaç saat içerisinde yok olabilir. Daha sonraki bir kaç içerisinde ise  rüzgarlar ve yağmurlarla tüm dünyaya yayılacak radrasyon 5 bin yıl boyunca hiçbir canlının yeniden var olmasını engelleyebilir. Ayrıca bir kaç yıl içerisinde denizlerde yaşayan türlerin %30’u yok olabilir.

Gerçekleşmesi muhtemel olan 3. Dünya Savaş’ında nükleer bombaların kullanılması çok düşük bir ihtimaldir. Yine de atılacak bir bomba diğer bombaların ateşlenmesi için “fitil” olacaktır. Sonuçta dünyayı pek de akıllı insanlar yönetmemektedir.

Küresel ısınma

Yukarıda saydığımız tüm ihtimaller gerçekleşmesi olası ihtimallerdir. Ancak küresel ısınma gerekli önlemler alınmazsa insanoğlunun sonunu getirecek ilk ihtimaldir. 50 yıl içerisinde neslimizin büyük bir çoğunluğu açlık ve susuzlukla yüzleşip yok olmaya mahkum olacaklardır.

Özellikle Sanayi Devrimi’inden sonra büyük bir sanayi atılımı yapılan dünyada, çok büyük oranlarda zararlı gazlar doğaya salındı, temiz sular kirletildi. Özellikle 1980’den sonra tüm insanlığın bu zamana kadar görmediği bir atılım gerçekleşti. Tüm dünyanın ekonomisi güçlenirken, çevresi kirlendi. Türkiye’nin bile şu son on yılda doğaya saldığı karbon salınımı iki katına çıktı. Peki başımız neler gelecek? Öncelikle önümüzdeki on yıl içerisinde temiz su kaynaklarının çoğu tükenmiş olacak. 15 yıl içerisinde “Su Savaşları” başlayacak. İlk emareleri görüldü bile…. Hindistan’da şu anda halkın büyük çoğunluğu temiz su sıkıntısı çekmektedir. 20 yıl içerisinde dünyanın ortalama sıcaklığı iki derece artacak. Görünüşte iki derecelik artış az gibi gelmektedir ama “buz devri” ile günümüz arasındaki ortalama sıcaklık farkı 1.5 derecedir. Şu andan itibaren bu sıcaklık artışının önüne geçilmezse, Türkiye’de özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da 50 derecenin üzerinde sıcaklıklar görmek mümkün olacak. Bu bölgelerde Kışın bile sıcaklık 25-30 derecenin üzerine çıkacak ve tamamen çölleşecek. Kutuplardaki buzulların tamamen erimesi 50 yıl sürecek ve tahminen 2066 buzul erimeleri son bulacak. Dünyanın bir çok liman kenti sular altında kalacak. Ani sel baskınlarında milyonlarca insan ölecek. Susuzluk en büyük problem olacak ve bundan ortalama 2 milyar insan etkilenecek. 2070 yılı gibi asit yağmurları başlayacak ve geri dönülmez yolun başlangıcına gelinecek. Asit yağmurları hayvan ve bitki türlerinin yarısından fazlasını  yok edecek. 2100 yılından itibaren dünyanın etrafını tamamen bulutlar örtecek. Bu sayede güneş ışınları geri uzaya yansımadığından insanlar pişerek ölecek ve dünyanın kimi yerlerinde 100 derecenin üzerinde sıcaklıklar görülecek. Yaşanabilecek tek yer Himalaya’lar olacak ama onun da sonu asit yağmurlarıyla gelecek. 2150 yılında bitki hayvan ve insan neslinin tamamı yok olacak. 7150 yılında ise insanlığa ait hiçbir iz kalmayacak ve sanki bu gezegen milyarlarca yıldır ölü bir gezegenmiş gibi görünecek. Tıpkı Mars gibi Venüs gibi….

Ama hala bir umut var. Bu gidişatı durdurman mümkün ey insanoğlu! Önce kendinden başla ve bir şeyleri düzelt… Çevreni düzelt elini düzelt, aklını düzelt…

VE  SON OLARAK; Yukarıda saydığımız olaylardan herhangi biri insanlığın başına gelirse tüm insanlık için “ZAMAN BİTMİŞ” DEMEKTİR.” Zaten insanın kendi ölümü, kendisi için, “kıyamettir”!…

Sosyal Medyada Paylaşın;

Facebook Yorumları